Kitabın buraya kadar olan bölümlerinde sık sık Çin vahşetinin felsefi temelinde Darwinizm ve materyalizm olduğunu vurguladık, komünizm ile Darwinizm arasındaki ittifaka değindik. Başka çalışmalarımızda incelediğimiz diğer pek çok örnek de, Darwinizm'in ortaya atıldığı günden beri tüm dünyayı bir savaş ve çatışma alanı haline getirdiğini, ırkçılığı ve etnik temizlik girişimlerini körüklediğini ortaya koymaktadır. Peki Darwinizm'le savaş arasındaki bağlantı nedir, nasıl olmaktadır da Darwinizm insanları anarşi, kaos ve çatışmanın içine çekebilmekte, insanların bunları olağan karşılamasını sağlamaktadır? Bu soruların cevabını kısaca şu şekilde maddelendirebiliriz:

Darwinizm'in çarpık görüşüne göre insan tesadüflerin eseridir ve bir tür gelişmiş hayvandır. Dolayısıyla insanın saldırganlık, acımasızlık, şiddet gibi hayvani tavırlar göstermesinde bir sakınca yoktur. Ayrıca insan tesadüflerin eseri olduğuna göre bu tavırları nedeniyle kimseye karşı da sorumlu değildir. Hiçbir bilimselliği olmamasına rağmen yazılı ve görsel basında toplumlara sürekli bu telkinin verilmesi, eğitim kurumlarında bu safsatanın adeta ispatlanmış bir gerçek gibi sunulması, insanların farkına varmadan Darwinizm'in büyüsüne kapılmalarına neden olmaktadır. Bu durumda insanları sevgiye, şefkate, merhamete ve fedakarlığa yöneltecek bir öğe kalmamakta, insanlar doğal olarak suça, şiddete ve kötülüğe yönelmektedir. Darwinizm ve materyalizm insanlığın ilerlemesinin çatışmaya dayalı olduğunu öne sürer ve her türlü çatışmayı över. Bunun bilimsel bir gerçekmiş gibi öne sürülmesi ve tarih boyunca çeşitli devlet adamları, yöneticiler ve askeri yetkililer tarafından da dile getirilmesi, ardında milyonlarca ölü, on binlerce sakat kalmış insan, harap olmuş şehirler ve ülkeler bırakmıştır. İki dünya savaşını geride bırakan insanlık günümüzde de, Darwinizm'in çatışmayı öven ve ilerleme için bir zorunluluk gibi gösteren telkinleri nedeni ile kavgalar, çatışmalar, anarşi ve terör ile boğuşmaktadır. Darwinizm'in temel öğretilerinden birisi de "ancak güçlü olanın ayakta kalabileceği" iddiasıdır. Bu çarpık fikre göre güçsüzler ve zayıf olanlar ezilmeye ve yok olmaya mahkumdur. Yaşamı bir mücadele sahası olarak gören ve güçlü olanın acımasız olduğu müddetçe ayakta kalabileceğini savunan Darwinizm'in bu mantığına göre her türlü haksız rekabet makul karşılanmalıdır. Eğer yaşam bir mücadeleden ibaretse, ayakta kalabilmenin tek yolu olabildiğince savaşmak ve kendini koruyabilmek için bu savaşta acımasız olmaktır. Görüldüğü gibi Darwinizm bireyleri ve toplumları acımasızlığa ve zalimliğe yönelten, savaşı bir tür biyolojik zorunluluk olarak gören, kan dökmeyi, acı çekmeyi ve çektirmeyi gelişme olarak değerlendiren ve tüm bunların değişmez birer "doğa kanunu" olduğunu düşünen bir ideolojidir. Bu düşünce yapısının bir devletin resmi ideolojisi haline geldiğinde nasıl bir devlet terörü ortaya çıkacağı ise açıktır.

Komünizmi savunanlar kavganın, çatışmanın, terörün ve şiddetin hakim olduğu bir dünya özlemi içindedirler. İslam ahlakını yaşayan Müslümanlar ise inançları gereği kavganın yerine uzlaşının, çatışmanın yerine kardeşliğin, terörün yerine sevgi ve huzurun hakim olduğu bir dünya hedeflemektedirler. |
İşte bu nedenle Darwinizm'in fikri olarak çökertilmesi ve ortadan kaldırılması, bu çatışmacı ve kan dökücü felsefenin ve çeşitli uygulamalarının da ortadan kalkması anlamına gelmektedir. Bunun için bir yandan Darwinizm'in karanlık yüzü tüm insanlara deşifre edilmeli, öte yandan da insanların Allah'ı tanıyıp O'na iman etmeleri için gayret gösterilmeli ve toplumlara gerçek din ahlakı anlatılmalıdır. Allah insanlara her koşulda adaleti ayakta tutmalarını, barış sever ve hoşgörülü olmalarını, dünyada karmaşa ve bozgunculuk çıkarmamalarını emretmektedir. Bu nedenledir ki, din ahlakının özü insanlar arasında barış, huzur ve güvenliğin sağlanmasıdır. Vahye dayanan her üç İlahi din de (Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslam) çatışmaya ve şiddete karşıdır. Dolayısıyla, Darwinist felsefenin reddedilmesi ve yerine din anlakının hakim olması, insanlar arasında nefret, kin ve catışma yerine sevgi, merhamet, hoşgörü, ve affediciliğin yerleşmesi anlamına gelecektir. |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder