Komünizmin iktidara gelişinin ardından Mao'nun başlattığı Büyük Atılım'ın en önemli parçalarından birisi de Doğu Türkistan gibi etnik farklılıkların olduğu bölgelere yapılan yatırımlardı. Bu atılım çerçevesinde, sözde Doğu Türkistan'ı geliştirmek ve ilerletmek için Bintuan adı ile bilinen Sincan Üretim ve İnşaat Ordusu (XPCC) kuruldu. Bu ordunun sözde sivil bireyleri, Çin'in geri kalmış bu bölgesini kalkındıracaklardı. Bunun için ülkenin dört bir yanından Çinliler bu bölgeye getirildi ve kurulan çalışma kamplarında çalışmaya başladılar.
Çin yönetimine başkaldıran Müslümanların bastırılması için kurulan askeri birliklerin işi azaldığında, tarımsal kalkınma projelerine destek vermeleri için oluşturulan birlik 1975 yılında feshedildi. 1981 yılında Bintuan, "10. Üretim Birimi" gibi garip bir isimle tekrar oluşturuldu ve bugün de aktif olarak işlemektedir. Bu birim bir milyonu işçi olmak üzere 2.28 milyon kişiden oluşmaktadır. Bintuan'ın farklı sorumlulukları vardır. Müslümanların bağımsızlık hareketlerinin en acımasız şekillerde bastırılması, "laogai" olarak anılan toplama kamplarının idare edilmesi, yüz binlerce Çinli suçlunun yeni yerleşim yerleri olan Doğu Türkistan'a getirilmelerinin organize edilmesi bunlardan bazılarıdır.
Pek çok akademisyenin de belirttiği gibi Bintuan'ın asıl amacı Doğu Türkistan'ı sömürgeleştirebilmektir. Örneğin James Seymour New Ghosts Old Ghosts- Prisons and Labor Reform Camps in China (Eski Hayaletler Yeni Hayaletler-Çin'de Hapsihaneler ve İşçi Reform Kampları) adlı kitabında, Bintuan hakkında çok detaylı bilgi verir; Bintuan'ın hapishaneler ve çalışma kampları ile kurmuş olduğu ağı deşifre eder. Bintuan, Doğu Türkistan'ın kuzeyi ile güneyini birbirinden ayıracak bir hat üzerine kurulmuştur. Milyonlarca hektarlık bir arazi üzerinde hak sahibidir ve nüfusunun büyük çoğunluğunu Çinliler oluşturur. Uygur Özerk Yönetiminden bağımsızdır ve kendi güvenlik kuvveti, mahkemeleri, tarımsal ve endüstriyel yatırımları vardır. Ve elbette tüm bunların yanı sıra geniş bir alanı kapsayan çalışma kampları ve hapishaneler de Bintuan'ın denetimindedir.
İşin daha da ilginç olan yönü, Kızıl Çin'in her türlü insan hakkına karşı olan bu sözde üretim birliklerinin, yakın geçmişte, Dünya Bankası tarafından da finanse edilmiş olmasıdır. Bunun için Çin, Atılım Projesi adını verdiği bazı programlar belirlemiş ve bu programları Dünya Bankası'nın da desteklemesini sağlamıştı. Buna göre, sözde Doğu Türkistan bölgesinin ilerlemesini ve gelişmesini sağlamak amacı ile çeşitli çalışma sahaları oluşturulacak ve bu alanlar sayesinde bir yandan bölgenin ekonomik olarak kalkınması sağlanacak bir yandan da yerli halka iş imkanları oluşturulacaktı. Ancak projenin hayata geçirilişi kağıt üzerinde belirlendiği gibi olmadı. Çünkü bu iş alanları, başta Müslümanlar olmak üzere Çin'in suçluları cezalandırmak için kurduğu zorunlu çalışma kamplarıydı. Elde edilen gelir de bölgenin değil, Çin'in ekonomisine katkıda bulunuyordu. İşte Dünya Bankası'nın bizzat destek verdiği Atılım Projesi'nin asıl yüzü buydu. Dr. Paul George 1998 tarihli bir raporda bu durumu Harry Wu'nun nasıl açıkladığını şöyle vurgulamıştı:
XPCC konusunda Dünya Bankası 1996'da büyük bir tartışmanın içine girmek durumunda kaldı. Çin'in ünlü muhalif isimlerinden Harry Wu, Birleşik Devletler Dış İlişkiler Komitesi önünde verdiği ifadesinde, organizasyonun (XPCC) Doğu Türkistan'da Dünya Bankası desteği ile yürütülen atılım projesi kapsamında 14 zorunlu çalışma kampını idare ettiğini söyledi. Dünya Bankası fonunun Uygur halkına yardım için kullanılması gerekiyordu, ancak iki Uygur kökenli XPCC yöneticisinin de onayladığı gibi bu fon, Çin'in bölge üzerindeki denetimini güçlendirmek ve muhalif kişilere karşı daha sert tedbirler alabilmek için kullanılmıştı.
Yetkililer ilerleyen yıllarda, Bintuan'ın topraklarının üç kat daha genişleyeceğini tahmin etmektedir. Çünkü Doğu Türkistan toprakları içinde yavaş yavaş bağımsız bir Çin eyaleti oluşturulmaktadır. Ayrıca Bintuan Çin tarafından her zaman için Doğu Türkistan'da düzeni sağlayan temel unsurlardan biri olarak görülmüştür. Bunun en önemli örneklerinden biri, 1997 yılında Gulja'da çıkan ayaklanma sonrasında Bintuan'ın 4. Birliği'nin bölgeye konuşlandırılması ve Müslümanları yakalayıp tutuklaması için kullanılması olmuştur. Bintuan bugün de hala Müslümanlara karşı olan sindirme görevini titizlikle devam ettirmektedir.
Kızıl Çin hükümeti adam öldürmekten, tecavüzden, hırsızlıktan yargılanmış ve hüküm giymiş yüz binlerce kişiyi Bintuan denetimindeki çalışma kamplarında cezalarını çekmeleri için Doğu Türkistan'a göndermekte, ancak cezasını çeken kişilerin tekrar Çin'e dönmesine izin verilmemektedir. Bu kişilerin pek çoğu Müslümanların zorla çıkarıldıkları topraklara yerleştirilerek burada çalıştırılmaktadır. "Reforma uğramış çiftçiler" olarak adlandırılan bu kişilerin daha sonra ailelerini de yanlarına almalarına müsaade edilmekte ve bu şekilde tamamen Doğu Türkistan'a yerleşmeleri sağlanmaktadır.
Söz konusu reforma uğramış çiftçilerin sayısının artması ile birlikte Doğu Türkistan'da suç oranları da yükselmiş, özellikle Müslüman Türk halka karşı uygulanan hırsızlık, adam öldürme, tecavüz ve çocuk kaçırma olaylarının sayısında artış olmuştur. Kaçırılan Müslüman çocukların ise çoğu zaman izi bulunamamaktadır. Müslüman halk, çocuklarının ya Çin'e götürülüp orada satıldıklarından ya da öldürülüp organ ticaretinde kullanıldıklarından endişe etmektedir. Ne var ki çoğunluğunu Çinlilerin oluşturduğu polis teşkilatı Müslümanların şikayetlerini ciddiye almamakta ve onları korumak için hiçbir girişimde bulunmamaktadır.
Kitap boyunca detaylı olarak tarif edilenler, Darwinist-komünist zulmün çarpıcı örnekleridir. Kadınların zorla kürtaj yapılmaları, insanlık dışı uygulamalara maruz bırakılmaları, kundaklarındaki çocukların "nüfus planlaması" adı altında vahşice öldürülmeleri, insanların üzerlerinde aynı bir kobay gibi nükleer denemelerin yapılması "insanı bir hayvan gibi gören" Darwinist düşüncenin çarpıcı bir sonucudur. Bu zulüm, yaşamı çıkarlar için bir mücadele alanı olarak tanıtan Darwinist telkinlerin bir komünist devletteki uygulanış şeklidir. Ve son bulması da ancak söz konusu karanlık ideolojinin yeryüzünden silinmesiyle mümkün olacaktır.
Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ve ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin. Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar). (Şuara Suresi, 150-152) | ||||
KIZIL ÇİN ORDUSUNU ATEİST SİYONİSTLER SİLAHLANDIRIYOR Doğu Türkistan'da Çin'in yaptıkları ile ateist Siyonistlerin Filistin'de yaptıkları karşılaştırıldığında, bir yanda komünist bir yanda kapitalist yönetim olduğu halde, pek çok benzerlikle karşılaşılacaktır. Her iki kesim de Müslümanlara ait toprakları işgal altında tutmakta, Müslüman halkı askeri, siyasi ve ekonomik olarak şiddet ve baskı dolu bir işgal altında yaşamaya zorlamaktadırlar. Her iki bölgede de işkenceler, haksız tutuklamalar, katliamlar, kıyımlar en çok duyulan sözcükler arasındadır. Çin ile İsrail arasındaki bu benzerlik, bir işbirliğinin temeli olmuştur. Çin, Halkın Kurtuluş Ordusu'na İsrail'den silah temin etmektedir. Elbette iki ülke arasında askeri bir işbirliği olması, teknik konularda ortak çalışmalar yapılması doğal bir durumdur. Ancak burada önemli olan bu silahların masum Müslümanlara karşı, haksız ve huksuz bir şekilde, acımasızca kullanılıyor olmasıdır. Çin-İsrail askeri ilişkileri 1970'lerin ilk yarısında başladı. İsrail ilk olarak, Çin'in eski Sovyet silahlarından ibaret olan ordusunun yenilenmesine yardımcı oldu. 1980'lerin ortalarından sonra ise Birleşmiş Milletler'deki İsrail ve Çin büyükelçileri aralarında resmi iletişim başladı. Görünürde 'tarımsal işbirliği' gibi gerekçelerle yürütülen bu ilişkiyi sağlam kılan asıl unsur ise İsrail'in Çin'e temin ettiği silahlardı. İsrail'in Çin'e yaptığı yüklü miktardaki silah satışı, Mossad adına çalışan İsrailli işadamı Shaul Eisenberg aracılığıyla gerçekleştiriliyordu. Bağlantılar sağlandıktan sonra gizli anlaşmalar ve nakliye ise Mossad'ın göreviydi.1Rabin'in 1993 yılında Pekin'e yaptığı ziyarette İsrail ile Çin arasında nükleer denemeler ve teknoloji alanında işbirliği anlaşmaları imzalandı. İsrail ile Çin arasındaki askeri ilişkinin boyutlarına, Tel Aviv'de yayınlanan Jerusalem Post gazetesi de değindi. The Times'in yayınladığı bir CIA raporuna dayanan Jerusalem Post, İsrail'in uzun yıllardır kesintisiz olarak Çin'e silah sattığını belirtiyor ve şöyle diyordu: Çin ve İsrail, aralarındaki teknolojik ve askeri işbirliğini resmi hale getirmeye ve geliştirmeye çalışıyorlar. Çin, İsrail'in askeri teknolojisinden, tank ve radar sistemlerini geliştirmesi için yardım umuyor. Çinliler on yıllardır bu konuda İsrail'den gizli olarak aldıkları yardımları da resmi hale getirmek istiyor... Şimdi de İsrail'in, son derece gelişmiş olan "Arrow" anti-füze sistemini Çinliler ile paylaşıp paylaşmayacağı sorusu gündemde.2 Bu yakınlaşmanın temelinde Çin'in, Doğu Türkistan'da ya da yakın çevresindeki bölgelerde İslami yükselişten duyduğu endişe yatmaktadır. Washington Report on Middle East Affairs' dergisinde de Çin-İsrail ittifakının temelinde Çin'in "İslami akımları nötralize etme" çabasının yattığı, Pekin'in Doğu Türkistan'daki 20 milyonu aşkın Müslüman nüfustan son derece rahatsız olduğu bildirilmişti.3 1. Dan Raviv, Yossi Melman, Every Spice a Prince: The Complete Story of Israel's Intelligence Community, Boston, Houghton Mifflin Company, 1991, s. 346 2. Jerusalem Post, 23 Ekim 1993 3. Washington Report on Middle East Affairs, Ocak 1994 |
İsrail'in Çin'e yaptığı yüklü miktardaki silah satışı, Mossad adına çalışan İsrailli işadamı Shaul Eisenberg aracılığıyla gerçekleştiriliyordu. Bağlantılar sağlandıktan sonra gizli anlaşmalar ve nakliye ise Mossad'ın göreviydi.1
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder